Üç Yılın Yaprağı Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Eski zamanların birinde, ülkelerden bir ülkede yaşlı ve yoksul bir adam yaşarmış. Adam zamanla o kadar çok fakirleşmiş ki oğluyla birlikte yiyip içecek bir şey bulamaz olmuşlar. Adam büyük bir üzüntü içindeymiş. – Babacığım üzülme. Allah bizi aç bırakmayacaktır.

Üç Yılın Yaprağı Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Eski zamanların birinde, ülkelerden bir ülkede yaşlı ve yoksul bir adam yaşarmış. Adam zamanla o kadar çok fakirleşmiş ki oğluyla birlikte yiyip içecek bir şey bulamaz olmuşlar. Adam büyük bir üzüntü içindeymiş. – Babacığım üzülme. Allah bizi aç bırakmayacaktır. İzin ver, buradan ayrılayım. Sana yük olmak istemiyorum. Benim için üzülmene dayanamıyorum, demiş. Babası da oğluna uzun süre bakarak, – Sana iyi bir baba olamadım. Beni bağışla. Haydi uğurlar olsun, demiş. Delikanlı, babasına veda ederek yola koyulmuş. Kendisine bir iş arıyormuş. Bu arada ülkede de savaş çıkmış. Hemen gidip kralın askerlerine katılmış. Düşmana karşı savaşmış. Zor bir meydan savaşı oluyormuş.

Her iki taraf da ağır kayıplar veriyormuş. Delikanlı, çok büyük bir cesaretle savaşıyormuş. Zaten kaybedecek fazla birşeyi de yokmuş. Kendini çekinmeden düşmanın önüne atıyormuş. Onu gören diğer askerler de cesaretleniyormuş daha iyi savaşıyolarmış. Düşmanlar geri çekilmeye başlamış. Saatler süren bir savaşın ardından düşman  yenilmiş. Savaşan askerlerin hepsi kim olduğunu bilmedikleri bu yabancıya hayran kamışlar. Kumandan bu delikanlının cesaretini krala anlata anlata bitiremeyince kral da meraklanmış. Delikanlıyı huzuruna çağırmış. Onun ağırbaşlı davranışlarından çok etkilenmiş. Ona sarayda üstün bir görev vermiş.
Delikanlı artık saraydaymış. Kralın en sadık adamı olmuş. Ancak yüksek bir görevde olmasına rağmen davranışlarını hiç değiştirmemiş. Herkese çok iyi davranıyormuş. Delikanlı, bir gün krala babasından bahsetmiş. Kendisi bu kadar bolluk içinde yaşarken babasının açlıktan ölmesine razı olamayacağını söylemiş. – Efendimiz, izin  verirseniz bu hafta sonu gidip babamı ziyaret edeceğim.

Ona biraz yiyecek götüreceğim, demiş. Kral da bunu seve seve kabul etmiş. – Senin gibi kahraman bir asker yetiştiren babanı da görmek isterim. Onu buraya getir, demiş. Bunu duyduğuna çok sevinen delikanlı hemen yola koyulmuş. Gidip yaşlı babasını ziyaret etmiş. Onun sıkıntılı bir hayat yaşadığını görünce çok üzülmüş. Sonra babasını da yanına alarak saraya dönmüş. Kral, delikanlının babasını bir kahraman gibi karşılamış. Böyle bir çocuk yetiştirdiği için ona teşekkür etmiş. Kralın çok güzel bir kızı varmış. Kız o kadar güzelmiş ki ülkenin bütün gençleri kendisiyle evlenmek istiyormuş. Ama bu gençleri kızla evlenmekten bir bir vazgeçiyolarmış. Çünkü kralın güzel kızının çok garip bir yemini varmış. Bu yemine göre, prenses öldüğü zaman, kocası da kendisiyle birlikte diri diri gömülecekmiş. Eğer kocası önce ölürse, o da kocasıyla beraber diri diri gömülecekmiş. İşte bundan dolayı hiç kimse, onunla evlenmeye cesaret edemiyormuş.

Ancak delikanlı prensesin güzelliği karşısında adeta büyülenmiş. Bu ürkütücü yemine aldırmayarak onunla evlenmeyi kafasına koymuş. Bunu gidip kralla konuşmuş. Krala kızıyla evlenmek istediğini söylemiş. Kral bunu büyük bir sevinçle karşılamış. Kızını kendisine seve seve vereceğini söylemiş. Düğün hazırlıklarına başlanmış. Kırk gün kırık gece yapılan törenle, delikanlı ile prenses evlenmiş. Karı koca uzun bir zaman mutluluk ve neşe içinde yaşamışlar. Zaman su gibi akıp geçmiş. Derken günün birinde prenses, ağır bir hastalığa yakalanmış. Ülkenin bütün doktorları gelmiş. Fakat hiçbir çare bulamamışlar. Prenses kısa bir zaman içinde ölmüş. Delikanlı buna o kadar çok üzülmüş ki o da hastalanmış. Kızın vasiyetine göre kocasının da onunla beraber gömülmesi gerekiyormuş. Delikanlı diri diri toprağın altına nasıl gireceğini düşünüyormuş. Ama prensesin bu şartını kabul ederek evlendiği için, sözünden cayması mümkün değilmiş. Prenses ve delikanlı için ayrı ayrı tabutlar yapılmış. Onları kraliyet ailesi mezarlığına gömmek yerine mezar odasına koymuşlar. 

Odanın kapısı, nöbetçiler tarafından sıkıca kapatılmış. Delikanlı, prensesin tabutunun başında gece gündüz bekliyormuş. Ancak kendisi bir ölü olmadığından dolayı karnı acıkıyormuş. Yanında getirdiği bütün yiyecekleri bitirmiş. – Toprağın altına girmeden, burada açlıktan öleceğim, diye düşünüyormuş. Bu sırada, duvarın üst kısmındaki bir delikten içeri doğru kafasını uzatan bir yılan görmüş. Bu yılan, yavaş yavaş içeri süzülüyormuş. Karısının tabutuna doğru sürünerek yaklaşıyormuş. Delikanlı, ölü de olsa karısını korumak istemiş. Kılıcını Çıkararak yılanı üç parçaya bölmüş. Çok geçmemiş ki aynı delikte bir yılan  daha belirmiş. Bu diğerinden daha büyükmüş.  Ayrıca bu yılanın ağzında üç tane yaprak varmış. Delikanlı, “Bu yaprakları yiyerek , açlığımı giderebilirim.” diye düşünmüş. Sonra da yılanı izlemeye başlamış. Yılan yavaşca delikten çıkmış. Sürünerek yere inmiş. Yerde üç parça halinde duran yılanın üzerine ağzındaki yaprakları sürmüş. Bunun üzerine yerde ölü bir şekilde yatan yılan canlanmış. Sonra, her iki yılan da üç yeşil yaprağı yerde bırakarak geldikleri yerden gitmişler. Delikanlı yılanlara hayretle bakıyormuş. O da karısını bu şekilde dirilteceğini düşünmüş. Karısının yüzüne, ellerine ve ayaklarına birer yaprak sürmüş. Sonra inanılmaz bir şey olmuş. Prenses dirilmiş. Sanki hiç ölmemiş gibi konuşmaya başlamış. – Bana ne oldu, neden buradayız, diye sormuş. Delikanlı da başına gelenleri bir bir karsına anlatmış.

Sonra her ikisi de var güçleriyle bağırıp nöbetçileri çağırmışlar. Prensesi karşısında diri olarak gören nöbetçiler çok şaşırmışlar. Durumu hemen gidip  krala bildirmişler. Kral da çok sevdiği kızıyla damadını karşısında görünce adeta yeniden doğmuş gibi olmuş. Bütün üzüntüsü geçmiş. Delikanlı, üç yılan yaprağı hikayesini krala anlatmış. Kral hayretler içerisinde damadını dinlemiş. Delikanlı, üç yılan yaprağını en çok sevdiği hizmetçisine vermiş. – Bunu gözün gibi sakla, sakın yanından ayırma, diye tembihlemiş. Delikanlı tekrar hayata dönen karısını hiçbir zaman yanından ayırmıyormuş. Günlerden bir gün delikanlı, bir ülkeye, kraldan haber götürecekmiş. Bu yolculuğu eşiyle birlikte çıkmış. Delikanlı, prenses ve hizmetçileri krallığa ait bir gemiye binmişler. Günlerce süren bir yolculuktan sonra o ülkeye varmışlar. Ancak üç yılan yaprağıyla dirilen prensesin ünü, kendisinden önce oraya varmış. Bütün herkes prenses ve prensesi karşılamak için limana gelmiş. Bunlardan biri de kötü kalpli büyücüymüş. Büyücünün tek isteği, bu üç yılan yaprağını ele geçirmekmiş. Günlerden bir gün, kötü kalpli büyücü asil bir kadın kılığına girmiş. Kendisini o ülkenin en zengini olarak tanıtmış. Prenses ve onların en sadık hizmetçilerini yemeğe davet etmiş. Ev sahibinin iyi niyetinden hiç şüphe duymayan misafirler, onun hazırladığı zehirli yemekleri yemişler. Çok geçmeden zehrin etkisiyle derin bir uykuya dalmışlar. Büyücü kadının bütün planları yolunda gidiyormuş.

Kısa bir zaman sonra hizmetçinin cebinde üç yılan yaprağını da bulmuş. Artık keyfine diyecek yokmuş. Üç yılan yaprağını hiç yanından ayırmayan büyücü kadın, prensesin kılığına girmiş. Yakışıklı hizmetçisini de yanına alarak bir gemi ile saraya dönmüş. Beklenmedik bir anda kızını karşısında gören kral çok şaşırmış.- Neden bu kadar erken döndün? Kocan nerede, diye sormuş. Büyücü kadın: Sormayın babacığım, başıma neler geldi. Prens ve hizmetçileri denizin azgın sularına kapılarak boğuldu. Onları kurtarmak için suya atlayanların hiç biri de kurtulamadı. Bende suya atlayıp onu kurtalmak istedim. Kaptanımız beni zor tuttu, demiş. Kral duyduklarına inanamamış. O kadar üzülmüş ki, yemekten içmekten kesilmiş. Günlerce odasından hiç çıkmamış. Kral gece gündüz ne yapacağını düşünüyormuş. – Çok sevdiğim damadımı kaybettim.Kızım da verdiği söz üzerine diri diri gömülecek, diyerek ağlıyormuş. Sahte prensesi yanına çağırmış.”Prenses karalar bağlamıştır. Kim bilir ne kadar üzgündür.” diye düşünürken bir de ne görsün! Prenses en güzel kıyafetlerini giymiş, şen şakrak bir halde bahçede dolaşıyormuş. Kral gözlerine inanamamış. Prenses kralın yanına gelerek bir de, -Babacığım izin verirseniz ben kaptanla evlenmek istiyorum, demesin mi? Bunun üzerine kral iyice sinirlenmiş. – Kızım herhalde ettiğin yeminini unuttun. Kocan öldü Senin de kocanla beraber gömülmen gerekiyor. Oysa sen kalkmış evlenmek istediğini söylüyorsun. Bu doğru değil. Yarın kocan için bir tabut hazırlanacak. Senin için de daha önceden hazırlanmış olan tabut kullanılacak. Sen de ölmelisin. Senin yeminin böyleydi unutma, demiş. Büyücü kadın, kralın ne demek istediğini anlayamamış. – Ne sözü, ben böyle bir söz vermedim! -Yalan söyleyerek verdiğin sözden cayamazsın, diye bağırmış kral.  Hazırlıklar başlamış. Büyücü diri diri tabuta girmekten kurtulamayacağını anlayınca krala gerçekleri anlatmış. Kral, büyücü kadının itiraflarını duyunca ne diyeceğini bilememiş. Ama bir o kadar da sevinmiş. Büyücüyü de yanına alarak yola koyulmuş. Kral ve büyücü eve vardıklarında prenses, prens ve onun hizmetçileri yerde cansız bir şekilde yatıyormuş. Kral üç yılan yaprağını büyücü kadından alarak onların üzerine sürmüş. Her biri derin bir uykudan uyanır gibi uyanmışlar. Kral sevinçten büyücü kadını affetmiş. Ama onun elinden bütün büyülerini almayı unutmamış. Onları denizin mavi sularına atmış. O günden sonra büyücü kadın, hiç bir büyü yapamamış. Kral, kızı ve damadı mutluluk içinde hayatlarını sürdürmüşler.

Tepkileriniz Nedir?

like
5
dislike
1
love
1
funny
0
angry
0
sad
0
wow
0