Parmak Çocuk Masalı

Bir zamanlar bir küçük köyde karısı ile birlikte yaşayan bir köylü bulunuyordu. Bu adam akşamları ocak başında ateş karıştırır, karısı ise iplik örerdi.
Günler böylece geçerken, günün birinde adam “Ne yazık bir çocuğumuz yok! Evimizde neşe bulunmuyor, diğer evlerse çocuk sesleri ile cıvıl cıvıl” dedi. Kadın “Evet” diyerek iç geçirdi. ” Parmak kadar bile olsa onu sever ve bağrımıza basardık”
Derken, günler günleri kovaladı ve kadın günün birinde küçücük bir çocuk doğurdu. Gerçekten de bu çocuk bir başparmak kadar küçüktü. Anne ve babası, ” Dileğimiz gerçek oldu, biz bu küçük çocuğu çok seveceğiz” dediler ve bu küçük çocuğa Başparmak adını verdiler. Ancak günler geçse de bu çocuk asla büyümedi ve hep bir başparmak kadar kaldı. Ancak büyümese de bu çocuk son derece becerikli ve bir o kadar da zekiydi. Her şeyi başarırdı.
Günlerden bir gün köylü, ormana giderek odun kesmeye karar verdi. “Keşke ben ormandayken arabayı getirecek birisi olsaydı” diye söyleniyordu. Bunu duyan Başparmak, “Baba, ben sana istediğin arabayı getirebilirim” dedi. Adam ise gülümseyerek “Evladım sen bunu nasıl yapacaksın ki? Küçücüksün, atı süremezsin” dedi. “Baba merak etme, annem arabayı koşsun, ben atın kulağında oturarak ona ne yapması gerektiğini anlatacağım” diyerek cevap verdi Başparmak.
Ormana gitmesi gerektiğinde annesi atı arabaya koştu ve biricik oğlu Başparmağı’da atın kulağına yerleştirdi. Başparmak atın kulağına “Deeh!” diyerek, ona yapması gerekenleri bir bir söyledi. At ve araba doğru yoldan ormana geldi ancak tam ormanın girişinde iki yabancı gören Başparmak, “Brr!” diyerek ata seslendi.


Şaşkınlıkla durumu izleyen adamlardan biri “Bu da ne demek? Yolda tek başına ilerleyen bir araba ve kimden geldiği görünmeyen bir ses” dedi. Diğeri ise “Burası hiç tekin değil, bence arabayı izleyelim, bakalım nereye gidiyor” dedi.
Derken, araba ormanın içinde odunların yığılı olduğu yerde durdu. Babasını gören Başparmak seslendi, “Baba gördün mü, işte arabayı getirdim. Beni artık aşağı indir!” Gülümseyerek gelen babası bir eliyle atı tutup, diğer eliyle de saman çöpünün üzerinde oturan oğlunu aşağı indirdi.
Arabayı izleyen yabancılar bu durum karşısında şaşkınlıktan ne söyleyeceklerini bilemediler. İçlerinden biri, diğerine “İyi dinle, bu ufaklık bizim şansımızı döndürebilir. Bu küçüğü alıp para karşılığında büyük şehirlerde halka izletiriz. Onu satın alalım” dedi.
Sonra adamın yanına gelerek, “Bu ufaklığı bize para karşılığı sat, küçük bizimle çok rahat eder” dediler. “Olamaz asla!” diyerek cevap verdi adam. ” O benim her şeyim, dünyalar kadar altın verseniz de satmam!”
Bu konuşmaları duyan Başparmak ise babasının kulağına ” Beni onlara ver baba, nasıl olsa ben geriye dönerim” şeklinde fısıldadı. Oğlunu dinleyen adam iyi miktara Başparmağı yabancılara sattı.
Yabancılar çocuğa ” Nerede oturmayı istersin” diyerek sordular. Başparmak ise “Beni şapkanızın kenarında oturtun. Hem oradan bazen aşağı iner, çevreyi izlerim hem de düşmem” dedi. Yabancılar çocuğun dediğini yaptılar, babası ile vedalaşan Başparmak yabancılarla yola koyuldu.
Akşama kadar yol gittiler, derken “Beni yere indirmeniz gerek, çişim geldi” diye seslendi Başparmak. Onu şapkasında taşıyan ise “Otur oturduğun yerde çocuk, istersen oraya işe, benim için fark etmez, bazen kuşlarda başıma ediyor” diye bağırdı. “Olamaz!” dedi ufaklık, “Beni yere indirin, terbiyesiz biri değilim”
Bunun üzerine adam şapkasını çıkardı ve yol kenarına bıraktı. Başparmak birden şapkadan sıçrayarak tarlaya girdi ve gördüğü bir fare yuvasına dalıverdi. “Beyler size iyi akşamlar artık yolunuza bensiz devam edeceksiniz” diye gülerek adamlara seslendi.
Adamlar fare yuvasını sopalarla eşeledilerse de faydası olmadı. Başparmak çoktan yuvanın derinliklerine inmişti. Adamlar akşam olduğu için elleri boş ve öfkeli şekilde yola koyuldular. Adamların ayrıldığını anlayan Başparmak ise yuvadan çıktı ve kendi kendine “Karanlıkta dolaşmak tehlikeli” diye söylendi.


Dikkatlice yürümeye çalışırken bir salyangoz kabuğuna çarpmaktan kurtulamadı. Kabuğu gören ufaklık “Ne güzel artık geceyi burada güvenle geçirebilirim” diyerek kabuğa bir güzel yerleşti. Tam uyuyacaktı ki iki adamın konuşmalarını duydu
“Şu zengin papaza ait altın ve gümüşleri nasıl çalsak?” diyordu biri. “Ben size anlatayım” diye söze karıştı Başparmak. İkinci adam neye uğradığını şaşırdı ve “Bu da neydi? Kim konuştu” diye sordu. İkisi birden etrafı dinlemeye başladılar. Başparmak tekrar konuştu “Eğer beni yanınıza alırsanız size yardım ederim”
“Sen neredesin?”
“Dikkatlice bak, sesin geldiği yerde beni bulursun” diye cevapladı ufaklık.
İki hırsız sonunda başparmağı buldu ve onu havaya kaldırdılar. “Hey şu bacaksıza bak, sen bize nasıl yardımda bulunacaksın ki?” diye sordular.
“Beni iyi dinleyin” dedi Başparmak, ” Ben papazın odasına parmaklıkların arasından girebilirim ve istediklerinizi içeriden size uzatabilirim”
Fikri beğenen hırsızlar “Göster bakalım marifetini!” dediler
Derken Başparmak ile hırsızlar papazın evine geldiler ve ufaklık odaya daldı. Sonrasında ise var gücü ile bağırarak ” Ne isterseniz burada var!” diye haykırmaya başladı.


Sesten irkilen hırsızlar “Yavaş konuş be çocuk! Herkesi uyandırmak mı istiyorsun” diye seslendiler. Ancak Başparmak sanki onları anlamamış gibi davranmaya devam ederek ” Ne istemiştiniz? Buradakilerin hepsini mi?” diye yeniden bağırdı.
Sesleri duyan yan odadaki aşçı kadın kulak kabarttı. İki hırsız ilk önce korkudan çekilseler de
“Bu küçük bizi ele vermek amacında” diyerek tekrar geldiler ve Başparmağa fısıldayarak, “Ciddi ol ve içeridekileri bize uzat” dediler
Bunun üzerine Başparmak tüm gücü ile bağırarak, “Ne istiyorsanız vereceğim, ellerinizi uzatın” diye haykırdı.
Bu bağırıştan sonra aşçı kadın tökezleyerek kapıya kadar geldi. Hırsızlar ise birden oradan kaçıverdiler. Başparmak ise kendini görünmeden samanlığa attı. Aşçı kadım mum yakarak her yeri aradıysa da kimseyi bulamayınca her şeyin rüya olduğuna inanarak tekrar yatmaya gitti
Başparmak samanlıkta kendine yatacak bir yer hazırladı. Şimdi uyuyacak ve sabah olduğunda anne ve babasının yanına tekrar geri dönecekti. Ancak beklenenler hiç de öyle olmadı.
Gün ağarmasına yakın aşçı kadın, yatağından kalkarak hayvanlara yem vermek amacı ile samanlığa gitti ve içinde ufaklığın da uyuduğu biraz saman aldı. Başparmak öylesine derin bir uykuda idi ki olanları fark edemedi. Uyandığı esnada artık geviş getirmekte olan bir ineğin ağzındaydı.
“Eyvah değirmende miyim?” diye hayıflanırken sonunda nerede olduğunu anlamayı başardı. İneğin dişleri arasında ezilmemek için dikkat etmeliydi ancak yine de mideye inmekten kurtulamadı. “Burada da hiç ışık yokmuş” diyerek söylenmeye başladı. Bulunduğu yeri hiç sevmedi, yeni samanlar geldikçe sıkışıyordu. Korku ile tüm gücüyle bağırdı “Yeter artık bana taze yem atmayın!”
Bu esnada aşçı kadın ise ineği sağıyordu. Sesi duyunca, ortada kimse olmamasından ve sesin de dün gece duyduğu ses olduğunu anlamasından dolayı o kadar çok korktu ki, oturduğu yerden kayarak tüm sütü döktü. Korkuyla ve heyecanla efendisinin yanına koşan kadın ” Aman Tanrım! neler oluyor, papaz efendi inek konuşmaya başladı” diyerek haykırdı.
“Çıldırdın mı kadın sen!” diyen papaz ne olduğunu anlayabilmek için samanlığa gitti. İçeriye adımını atmıştı ki, ufaklık yeniden “Taze yem atmayın artık bana!” diye haykırmaya başladı. Duyduğu sesten dolayı çok korkan papaz, ineği cin tarafından çarpıldığını ve öldürülmesinin lazım olduğunu söyledi.


Bunun üzerine ineği kestiler ancak Başparmak’ın da içinde olduğu mideyi çöpe attılar. Burada dışarı çıkmak için uğraşan Başparmak, çabalayarak başını dışarı çıkardığı an da bu kez aç bir kurt gelerek mideyi tamamen yuttu. Tüm olanlara karşın cesaretini yitirmeyen Başparmak, “Kurt ile belki anlaşabilirim” diye düşündü ve midesinden kurda seslendi. “Kurt kardeş, ağzına layık bir yiyecek yeri biliyorum”
“Neredeymiş o nefis yiyecek?”
“Filanca çıkmaza girdiğinde birinciyi geç, ikinci ev. O evde butlar, sucuklar, pastalar… Ne kadar istiyorsan o kadar ye” diyerek kendi evinin yolunu tarif etti.
Kurt yiyecek hayali ile ne deniliyorsa onu yaptı ve gece vakti çıkmaz sokağa da girerek tarif edilen evi buldu. Evin ambarında bulduğunu yemeye başladı. Karnı iyice doyunca oradan çıkmak istedi. Ancak karnı öylesine çok şişmişti ki, olduğu yerden hareket edemedi.
Başparmak’ın da hesabı buydu. Kurdun midesinde hoplayarak avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı.
Kurt ise “Sussana be! Herkesi uyandıracaksın” dedi. “Bana ne!” diye cevap verdi ufaklık. “Sen az önce her şeyi mideye yolladın, şimdi eğlenme sırası bende”
Yine var gücü ile bağırmaya başladı. Gürültüyü duyan annesi ve babası ambara koştular, ambarın kapı aralığından kurdu görünce eve geri gelerek bir balta ve bir tırpan aldılar. Balta adamın, tırpan ise kadının elindeydi. Tekrar ambara girmeden adam, karısına “Sen benim arkamda dur!” dedi. “Ben baltayla kurda vuracağım, eğer ölmezse sende tırpanla vur”
Babasının sesini duyan Başparmak, bağırarak ”Ben buradayım babacığım, kurdun midesinde!” Oğlunun sesini duyan babası sevinç içerisinde ”Şükürler olsun Tanrım, ufaklığı bulduk” diyerek karısına tırpanı bırakmasını işaret etti ve baltayla kurdun kafasına vurarak öldürdü. Daha sonra bıçakla midesini keserek Başparmak’ı kurtardılar.
“Ah evladım, o kadar çok merak ettik ki seni!” dedi sevinçle babası.
“Baba, başıma neler neler gelmedi ki!”
“Bugüne dek nerelerdeydin yavrum?”
“Sorma baba, ilk başta bir fare yuvasına girdim, sonra ise bir ineğin işkembesine. En sonunda da bir kurdun midesine girdim. Bundan sonra sizden asla ayrılmayacağım”
Anne ve babası da “Biz de artık seni dünyalar kadar altına bile değişmeyeceğiz!” diyerek koklayıp öptüler.

Masalcı Baba

Çocukların hayatını daha eğlenceli bir hale getirmek ve gelişimlerine katkıda bulunmak için size masal sitemizi açtık keyifli okumalar :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı