Kayıkçı Keloğlan Masalı

Eski zamanlarda ülkenin birinde bir padişah yaşarmış. Bu padişahın bir oğlu bir de kızı varmış ve iki çocuğunu da birbirinden ayırmaz onları çok severmiş. Padişah bir gün düşünürken kendisi öldükten sonra ülkenin başına oğlunun geçeceği gelmiş. Ancak oğlunun bu konuda bir bilgisi ve tecrübesi yokmuş.


Oğlunun kendi gibi ülkeye yönetemeyeceğini düşünen padişah oğlunun ülke yönetmek için hocalardan ders almasına karar vermiş. Bunun üzerine de vezirlerine söyleyerek ülkeye padişah oğlu için eğitim verecek hoca aradıkları haberinin salınmasını istemiş. Böylece oğlu ülke yönetimini öğrenecekmiş. Diğer yandan padişahın oğlu bundan hiç memnun kalmamış çünkü hocalardan eğitim almanın boşa eziyet olduğunu düşünüyormuş.
Çünkü padişah babası da okuma yazma bilmezken ülkeye gayet iyi yönetiyormuş. Bunu göre hocalardan eğitim almaya gerek yokmuş. Ayrıca şehzade hocalardan eğitim almak değil saray bahçesinde atlarda oynamayı seviyormuş. Ancak bu konuda düşündüklerini padişah babasına söyleyemiyormuş. Bunun içinde hocalardan ders almaya başlamış ancak bundan çok sıkılıyormuş. Böyle bir günde sarayın bahçesinde sıkıntısını atmak istemiş.


Bahçede dolaşırken de üstü başı dağınık ve kel olan bir oğlanın ağacın altında rahat rahat uyuduğunu görmüş. Onun rahatlığı ve hiç derdi olmayan görüntüsüne sinir olan şehzade keloğlanı sarsarak uyandırmış. Daha sonra da keloğlana derdi olmadığı için mi ağaç altında rahat rahat uyuduğunu sormuş. Ayrıca onun kim olduğunu da öğrenmek istemiş.
Uyandırıldığına ve karşısında şehzadeyi gördüğüne şaşıran keloğlan herkesin derdi olduğunu ve dertlerin elbet bir gün biteceğini ancak bunun için derdi olan kişinin derdini biriyle paylaşması gerektiğini belirtmiş. Ayrıca kendisinin de sarayın kayıkçılarından olduğunu söylemiş. Şehzade ise keloğlanın sözleri üzerine ona derdini anlatmış. Bunun üzerinde keloğlan bunun bir dert olmadığını ilim öğrenmenin önemli olduğunu söylemiş.


Keloğlanın sözleri üzerine şehzadenin aklına bir fikir gelmiş ve bunu keloğlana anlatmış. Bu fikre göre şehzade ile keloğlan ders saatlerinde yer değiştirerek keloğlan bilgi alırken şehzade ne isterse yapacakmış. Durumu kimse anlamasın diye de şehzade odasına ders saatlerinde kimsenin girmemesini sağlayacakmış. Keloğlan şehzadenin sözleri üzerine itiraz ederek padişahın bunu öğrenmesi durumunda kellesinin uçurulacağını söylemiş.


Buna kızan şehzade söylediklerini yapmazsa da aynı sonu yaşayacağını Keloğlan’a söylemiş. Keloğlan sonunda bilgi öğrenmek için yer değişmeyi kabul etmiş. Bu teklifi kabul etmesinin başka bir sebebi de varmış çünkü Keloğlan bir gün bahçede gördüğü padişah kızına aşıkmış. Şehzade ile yer değiştirmesi sayesinde padişahın kızını da göreceğini umarak teklifi kabul etmiş. Böylece Keloğlan şehzade yerine ders görmeye başlamış.
Ders bitiminde de şehzadeyle yer değişirmiş. Aynı zamanda her seferinde şehzadeye hata yaptıklarını söylermiş ancak şehzade bu oyundan vazgeçmeye niyetli değilmiş. Günün birinde Keloğlan dersten çıkınca padişahın kızıyla karşılaşmış.


Kız çok güzelmiş ve sapsarı saçlara sahipmiş. Keloğlan ona kendi kendine Sarı Kız dermiş. Kız onu görüne çok güzel bir adam olduğunu düşünmüş ve abisinin arkadaşı olduğunu düşünmüş. Bunun üzerine Keloğlan’a abisini görmeye geldiğini söylemiş. Keloğlan’da ona abisinin dersten çıkıp bahçeye gittiğini söylemiş.


Günler böylece geçiyormuş. Keloğlan derslerin olmadığı gün kayığıyla yolcu taşır ve yorgun argın evine dönermiş. Yaşadığı karşılıksız aşkı ve sıkıntıları da kayığının küreklerine, göle ve kuşlara anlatırmış. Padişah kızını sevdiğine dair de şarkı söylermiş. Diğer yandan derslerine de devam ediyormuş. Hocalar ders verdikleri şehzadenin çok akıllı olduğunu her seferinde padişaha anlatıyorlarmış. Bu durum da padişahı çok mutlu ediyormuş.


Günler sonra hocalar şehzadenin öğrenmesi gereken bir konu kalmadığını söyleyerek dersleri bitirmek istediklerini söyleyerek padişahtan izin istemişler. Oğlunun çok başarılı olduğunu ve yabancı hocalarca sınav yapılsa da başarılı olacağını belirtmişler. Bu haberi şehzade ve kayıkçı keloğlan duymuşlar. Başlarına geleceklerden korkan ikili sonunda bir karar almışlar. Buna göre şehzade babasına gerçekleri anlatacakmış. Ayrıca Keloğlan’da sağ kalabilmek için saklanacak ve padişah onu aradığında da ortaya çıkmayacakmış. Şehzade babasına yaptıklarını anlatmış. Bu durum padişahı çok kızdırmış.


Oğluna bir şey yapmasına Sarı Kız engel olmuş. Padişah Keloğlan’ı bulmaya karar vermiş. Gölde giderken Keloğlan’ın söylediği şarkıyı duyan padişah sesin geldiği tarafa gitmeye karar vermiş. O yol sonunda onu şehzadenin yerine geçerek kandıran Keloğlan’ı bulacağına inanmış. Yol sonunda da Keloğlan’ı bulmuşlar ve padişahın karşısına çıkarmışlar. Padişah ona bir padişahı oyun yaparak kandırmanın karşılığının ölüm olduğunu belirtmiş.


Ancak son anda şehzadenin bilgisinin test edilmesi için yapılacak imtihandan geçmesi mümkün olan başka birisi olmadığı akıllarına gelmiş. Bunun üzerine Keloğlan’ın öldürülmesinin imtihan sonrasına kalmasına karar vermişler. İmtihan törenine şehzadeyi tanıyanlar çağırmamış. Diğer yandan Sarı Kız gizli bir köşeden imtihanı izlemeye başlamış ve karşısında abisinin arkadaşı sandığı adamı görünce çok şaşırmış.


Ancak onun için üzülüyormuş çünkü onu gördüğünde Keloğlan’a aşık olmuş. Keloğlan ise imtihanı başarılı bir şekilde geçmiş. Bu durum padişahı memnun ederken Keloğlan’ın çok akıllı biri olduğunu düşünmüş ve onu öldürmediği için mutlu olmuş. İmtihan bitince herkes dağılmış ve Sarı Kız içeri girmiş. Padişah babasına Keloğlan’ı öldürmemesi için yalvarmış.
Kızının ve vezirinin ısrarlarına dayanamayan padişah Keloğlan’ı affetmiş ve ona kendisinden ne istediğini sormuş. Bunun üzerine Keloğlan ölümden kurtulduğunu çok sevinmiş. Ancak isteğinin ne olduğunu bir türlü söyleyememiş ama padişah kızı ve Keloğlan’ı izleyerek onların birbirlerini sevdiğini anlamış. Böylece kızını da Keloğlan’a vermiş. Keloğlan ve Sarı Kız bir ömür boyu mutlu mesut yaşamışlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu